Ana Sayfa Özgeçmiş Üniversitemiz Görüşler

Görüşler - Ayın Yazısı

Özgeçmiş
Genel Bilgiler
Yayınlar
Bildiriler
Diğer Yayınlar
Diğer Aktiviteler
Kitaplar
 
Üniversitemiz
Muhtar Emmi'ye Mektup
Demokrasi, Yasalar ve Yanlışlar
Yaşadıklarımdan
YÖK Tasarısı
 
Görüşler
Ayın Yazısı
Orkun Yazıları
Bana Ulaşın
 
Denemeler
Tohum ve Sabır
Topraktaki Mühür
   Kurtboğan ile Ali Yüzbaşı
   Gani Baba
   Serçoban
   Garip Hafız
 

Türk Dünyasında İnançlar ve Stratejik Önemi (1)

Prof. Dr. Kenan ERZURUMLU

Yaklaşık 10 milyon kilometrekarelik bir alanda 250 milyonu aşan nüfusu ile, Türk Dünyası halde ve gelecekte büyük potansiyele sahiptir. Doğaldır ki, geniş coğrafyada ve uzun yıllar süren sun'i ayrılıklar sonucunda inanç bazında da farklılıklar oluşmuştur. Bağımsızlığa kadar geçen sürede, inançların ve mikro milliyetçiliğin, özellikle hakim güçler tarafından yaygınlaştırılmak istendiği göz önünde tutulursa, konunun önemi daha açık olarak anlaşılabilecektir. Söz konusu coğrafyada psikolojik sahada bir boşluk vardır. Bu boşluğun birileri tarafından doldurulması kaçınılmaz bir gelecektir.

Hemen belirtelim ki: Türk Dünyasının büyük bölümü islam dinine mensuptur. Diğer dinlere inananların sayısı 4-5 milyon civarında olup; Bu değer, yaklaşık olarak Türk Dünyası'nın % 2'si düzeyindedir. (Bu konuda, elimizde net rakamların olmaması önemli bir eksikliktir.) Nüfusun % 98'ini oluşturan müslüman Türkler arasında ise İslam'ın yorumlanışı noktasında bir çok farklılıklar görülmektedir.

21. yüzyılda büyük devlet olmanın temel şartlarından biri de ideoloji ihraç eden ülke olabilmektir. Milli ideolojisi olmayan ülkenin büyük olma şansı yoktur. İnançlar ise ideolojilerin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. On milyon kilometrekarelik bir alanda bulunan Türk Coğrafyası, inanç sistematikleri açısından özellikler arz etmektedir. Örneğin, müslüman olmayan Türk toplulukları, daha çok Asya'nın kuzey bölümlerinde bulunmaktadır. Jeopolitik olarak Çin'le, Rusya ile ve diğer Türk olmayan hıristiyan topluluklarla ilişkilere açıktırlar. 245 milyonluk müslüman Türk topluluğunun tam ortasında şii-caferi Azerbaycan, İran Türkleri ve dahası İran bulunmaktadır. Ülkemizde çok az olan gayrimüslim Türklerin yanı sıra 15 milyona ulaşan bektaşi-alevi gruplar bulunmaktadır. Bu şartlar altında iken milli ideolojinin inanç boyutunda gözden geçirilmesi vaz geçilemez bir şart olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türk Dünyasında inançları, kabul gördükleri sahaları ve sayıları kısaca özetlersek:
İnanç Nüfus Bölgeler
İslamiyet
  Sünniler
  Şiiler
  Alevi-Bektaşiler
245 milyon
175 milyon
50 milyon
20 milyon
Tüm coğrafya
Orta Asya, Kuzey ve Batı Türklüğü
İran-Azerbaycan
Batı Türklüğü (İran'da Ehli Hak, Hatay civarında Nusayri ve Kuzey Irak'ta Kakailer dahil)
Hıristiyanlık** 1 milyon Ortodoks: Gagauz, Çuvaş, Hakas, Gorgo-Altay, Yakut, Dolgan, Karagas,
Katolik: Türkmenler
Musevilik 1 milyondan az Karaim, Kırımçak
Budizm 2.5 milyon Tuva, Sarı Uygur
Ak din (Burkanizm)*** 500 binden az Altay
Animist ve ateistler Çok az Dağınık (Orta Asya'da)

Türk dünyasının % 98'ini oluşturan müslüman Türkler, mezhep ve hatta tarikatlar açısından da parçalara ayrılmış durumdadır. Mezhepler esas alınarak bir sınıflama yapmak gerekirse:

A. Sünni Müslüman Türkler:
  İnanç bakımından:
  1. Maturidi'ler
  2. Eş'ari'ler
  Ameli bakımdan:
  1. Hanefiler
  2. Şafii'ler

B. Şii Müslüman Türkler:
  1. Caferi'ler
  2. Zeydi'ler
  3. İsmaili'ler

C. Aleviler-Bektaşiler:

Alevilerin / Bektaşilerin inanç bakımından Maturidi ve ameli bakımdan da Hanefi oldukları kesin olarak bilinmektedir. Bu bakımdan ülkemizde Alevilerle Sünniler arasında mezhep farkı olmadığı; farkın sadece tarikatta farklılık düzeyinde olduğu biliniyor. (4)

Türkiye Merkezli olarak geliştirilecek politikalarda,Türk Dünyasının birlikteliği noktasında dikkat edilmesi gereken husus, Türkiye Merkezli olarak geliştirilecek politikalarda, ortadoks islam anlayışının ihracında sıkıntılarla karşılaşılacağıdır. Söz gelimi, sünni islam anlayışını ön plana çıkaran yaklaşım, şia inancındaki İran ve Kafkas Azerbaycan'ında reaksiyonlara neden olabilir. Hatta makul çözümler üretilemezse, T.C. vatandaşı olan Caferilerle de problemler yaşamamız kaçınılmaz hal alabilir

Keza, ortodok sünni islam inanc, sünni kökenli -ancak eğitim ve bilgi eksikliği içinde bulunan- Orta Asya'da şifahi kültürle muhafaza edilmeye çalışılan dine, son 75 yılda girmiş hurafelerin nasıl ayıklanacağı problemi yaşanmaktadır. % 2 lik bölümü oluşturan gayri Müslim Türklerde ise, Müslüman Türklerle nasıl birlik olunacağı ve entegrasyon meseleleri ciddi sıkıntılara yol açabilecektir.

İnanç noktasında gayri müslim ve şii Türklerde tarafından dile getirilen can alıcı soru: "Bizi müslüman (veya sünni) yapmaya mı uğraşıyorsunuz?" diye dile getirilen can alıcı soru, konunun önemini daha da vurgulamaktadır. (Bu sorunun benzer şekillerde, Hakasya Eğitim bakan Yardımcısı, Azerbaycan'da mollalar ve Kırgızistan'da Türkçü aydınlar tarafından dile getirildiğine şahit olunmuştur.) Bu noktada, sünni Türkleri hedef alan Vehhabi islam anlayışının; İran Türklerini Fars kültürü içinde asimile etmeyi amaçlayan -İran'dan kaynaklanan- fundamantalist İslamın yarattığı ciddi sorunlara dikkat etmek gerekmektedir.

Bu genel değerlendirmelerden sonra inançlar ve bölgesel durumları göz önüne alırsak: Iran-Irak sınırından başlayan Batı Türklüğü hariç tutulursa; Türk Dünyasının büyük bir kısmı uzun yıllar yaşadığı komunist idarenin etkisi ile dini eğitimden mahrum kalmış ve inançlar kültürel bir motif haline gelmiştir. 3-4 nesil boyunca, dini bilgilerin yeterince verilmemesi önemli bir boşluk doğurmuştur. İdare tarafından dini değerlere sıcak bakılmaması, moral boşluklara neden olmuştur. Örnek olarak 1 milyonu aşan nüfusa sahip (Bir ifadeye göre 2 milyon) Almatı ve 700 bin nüfuslu Bişkek'te sadece üçer cami bulunması önemli bir eksikliğin göstergesidir. Asıl önemli olanın cami sayısının eksikliği değil, sağlıklı din bilgisi ve kültürünün nasıl doldurulacağı konusunda planlamanın olmaması ve cami ve cemaat ihtiyacının teşekkül etmemiş olmasıdır.

İnançlar noktasında ortaya çıkan, bu eğitim ve alt yapı boşlukları FUNDEMENTALİST İDEOLOJİ İHRAÇ EDEN ÜLKELERİN İŞLERİNİ KOLAYLAŞTIRMAKTADIR. Nitekim Türk Dünyasının tüm bölümlerinde İran kaynaklı şia, Suudi kaynaklı Vehhabi faaliyetlerin bulunduğu bir gerçektir. Nitekim Suudi rejiminin özellikle balkanlardaki dini eserlerde kendini gösteren Türk varlığını ortadan kaldırmak, yerine kendi imzalarını atmak için özel gayret sarf ettiği duyumları alınmaktadır. Öte yandan, Türk Dünyasının tam ortasında bulunan şia-caferi inanç sistematiği özel bir önem taşımaktadır. Şia, İran kaynaklı molların elinde Fars kültürünün etkin bir silahı halini almıştır. Hemen belirtelim ki: özellikle Azeri ve Kaşkay Türkleri arasında kabul gören şii-caferi inançlar ise, Fars kültürünün izlerini taşıyan şia uygulamalarından -muta nikahı, ehl-i sünnete bakış gibi konularda- farklılık arz etmektedir. Halen Türkiye'de 120 (bir ifadeye göre 300) şia-caferi camisi mevcuttur. Bu camilerde görevli din adamlarının maaşları cemaatler tarafından karşılanmaktadır. (Başka bir deyişle, Şii - Caferi Türk mollalar, İran'daki "ayetullah"lar adına; Zekat, humus ve öşür toplamakta ve maaşlarını da bunlardan almaktadırlar.)

İlahiyat fakültelerinde mezhepler tarihi bölümlerinde değişik mezheplere yönelik bilimsel araştırmalar yapılıyor olmasına karşın; ehl-i sünnet dışındaki mezheplere bağlı din adamlarının yetiştiriliyor olmaması önemli bir eksiklik ve hatta stratejik hatadır. (Bu konu acil olarak, dini boyutları ile ilahiyat fakültelerinde tartışılmalı ve bölgeye yönelik stratejik programlar geliştirilmelidir. Caferi din adamları da ülkemizin ilahiyat fakültelerinde yetiştirilmeli, bu konuda zaman kaybedilmemelidir.)

Gayrimüslim Türklerde ise inanç bazında ihtiyaçların karşılanması gerekmektedir. Bu hem Türk dünyasının kendi problemlerine, hem de içimizde yaşayan Türk olmayan unsurların entegrasyonunda yararı olacak bir anlayıştır. Kabul etmek gerekir ki: kitleleri harekete geçiren, davranışlarını şekillendiren en önemli faktörlerden birisi de dindir.

Esaret döneminin bitmesiyle başlayan romantik Türkçülük dönemi etkisini giderek kaybetmektedir Gecikilmiş olunmasına rağmen; Şimdi düşünmek ve tedbir almak zamanıdır. Batı kaynaklı misyoner grupların psikolojik ve ekonomik faktörleri de kullanarak tüm Türk Düyası'nda yoğun çalışmalar yaptığı bilinmektedir.

Neler Yaptık?

1995'te ilk kez Azerbaycan'da dinin devlet mekteplerinde okutulması kararlaştırılmış olmasına karşın; 2000'e gelindiğinde din dersi iptal edilmiştir. Örnek olarak: Türk Dünyası Vakfının Lisesinde okutulmakta olan "Din Kültürü ve Ahlak" dersinin isminde dahi "din"e müsaade edilmeyerek Ahlak dersi olarak değiştirilmesi istenmiştir.

1996'da DİB tarafından tertiplenen Avrasya İslam Şurası iyi fakat yetersiz bir çalışma olmuş; Ve ne yazık ki devamı getirilememiştir.

1997 Türk Dünyası Kurultayı'nda (Ankara) Türk Dünyası Din Bilimleri Enstitüsü'nün kurulması önerilmiştir. Ancak bu hedef halen gerçekleştirilememiştir.

1998'de YÖK'ün talimatı ile, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde -ağırlıklı olarak Ortodokslara yönelik hizmet verecek olan- "Diğer Dinler Bölümü" açılmak istenmiş; ne yazık ki faaliyete geçememiştir. 2000'de ayni faaliyeti gerçekleştirmek isteyen Marmara Üniversitesi de bu konuda hala sonuç alamamıştır.

Ne Yapılmalı?

Acıdır ki: Ülkemizde, İslam dışı inanç sistematiklerine yönelik bir çalışma yoktur. Hatta ülkemiz içindeki özel durumları bulunan patrikhaneler ve kiliseler içinde de özel ve yeterli bir çalışma yoktur.

Milli bir kimlik taşıyan Türk Ortodoks Patrikhanesi ihmal edilmektedir. Ülkemizde, çeşitli devlet kuruluşlarının ve gönüllü kuruluşların yaptıkları "hoşgörü" veya uluslar arası benzer toplantılara bu patrikhane yetkilileri davet edilmemektedir.

Özellikle AB sürecinde dayatma haline dönüşmek eğiliminde olan Fener Rum Patrikhanesine bağlı, Heybeliada Ruhban Okulunun açılması tezine karşın milli bir politika olarak, hıristiyan din adamlarını yetiştirecek bir okulun açılması stratejik önem taşımaktadır.

Türk Ortodoks Klisesi ve Önemi:

Türk Ortodoks Kilisesi, Osmanlı İmparatorluğundan beri varlığını sürdüren, Hıristiyan Türklerden oluşmuş milli bir kuruluştur. Milli mücadeleye Atatürk'ün yanında aktif olarak katılmıştır. Hatta Atatürk'ün zamanın patriği Papa Eftim hakkındaki övgü dolu sözleri belgelerde mevcuttur. Günümüzde de milli hassasiyetini sürdürmektedir. Sözcülük görevini Sevgi Erenerol'un yürüttüğü bu kilise milli konularda son derece hassas davranmakta, özellikle misyonerlik ve diğer kiliselerin bazı rahatsızlık verici çalışmaları karşısındaki duruşuyla takdir toplamaktadır.

Bu özellikleri ile Türk Ortodoks Patrikhanesi, T.C. kanunları ve uluslararası hukuk açısından Diğer tüm hıristiyan kuruluşlarla eşdeğer düzeydedir. Millilik vasfı ise çok önemli bir özelliktir. Uluslararası platformda göz ardı edilmesinin asıl sebebi de budur.

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar, Türk Ortodoks Patrikhanesinin her sahada desteklenmesini zorunlu kılmaktadır. Millilik özelliği nedeniyle tüm uluslararası kuruluşların göz ardı ettiği; ülke içindeki batı kültürü temsilcilerinin Protestan-Rum-Ermeni-Süryani kiliseleri ile yakın işbirliğine girdiği günümüzde, Erenerol'ların yürüttüğü mücadeleye verilecek destek stratejik büyük bir önem taşımaktadır.

Mezhepler:

Ehl-i sünnet dışı (özellikle şii-caferi) din adamlarının milli kurumlarımız tarafından yetiştirilmesi gerekir. İlahiyat fakültelerinde yürütülen mezhep araştırmaları yeterli değildir. Fakülteler Türk Dünyasında bulunan tüm mezheplere din adamları yetiştirecek şekilde hizmet vermelidir.

Hatta -mezhep olmaktan öte özellikler taşıyan- tüm Türk Dünyasında yaklaşık 20 milyon dolayında olduğu tahmin edilen, öz be öz Türk evladı olan Alevi-Bektaşi grupları için de, dini misyon üslenecek kişilerin yetiştirilmesi gerekmektedir.

Halen yürütülmekte olan hizmetler ve geleceği:

Türkiye dışındaki kardeşlerimiz için halen MEB ve Türk Diyanet Vakfı gibi bazı kuruluşların, hizmetler yaptıkları bir gerçektir. Bu hizmetler ilahiyat fakültelerin kurulması-desteklenmesi, camii yapılması, öğrencilerin (kendi ülkelerinde) eğitimi başlıklarında toplanabilir. MEB tarafından burslu olarak ülkemize getirilen ve ülkemizde İlahiyat fakültelerinde, lisans, yüksek lisans ve doktora eğitim gören gençler, geleceğe yönelik önemli bir yatırımı oluşturmaktadır. (Bu gençlerin sorunları ayrı bir araştırma konusudur.)

Diyanet vakfının başını çektiği bu çalışmalar, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Afganistan, Romanya ve Bulgaristan'da yürütülmektedir. Ancak, verilen eğitimin hedefleri ve gerçekleşme durumu hakkında her hangi bir veri mevcut değildir. Gerek yurt içinde ve gerekse Türk Cumhuriyetlerinde ki okullardan yetişen genç din adamlarının istihdam sorunu mutlaka çözümlenmeli; gereğinde ekonomik destek sağlanmalıdır. Keza, özellikle ülkemizdeki dindar ve sağ düşünce sahibi kişi ve kurumlarca, yer yer ihtiyaçtan çok fazla olan cami yapımının tüm Türk dünyasına yönlendirilmesi gerekir.

Devlet kontrolünde olmayan, finans kaynakları bilinmeyen, çalışmaları ülkemizin yasaları ile uyuşmayan, tüm vakıf ve diğer kuruluşların çalışmaları da milli bir perspektife yönlendirilmelidir. Bunu yapanların teşvik edilmesi ve önlerinin açılmasına özen gösterilmelidir..

Türk dünyasının birliği ve beraberliği için ortodoks ve fundementalist yaklaşımları reddeden, hurafelerden arınmış, hoş görü esasına dayanan bir islam anlayışı esas alınmalıdır. Bu noktada tüm inançlara saygılı olan, Türk Dünyasında geniş kabul ve saygı gören, İslam'ın Türk yorumu olarak adlandırabileceğimiz; Ahmet Yesevi öğretisi özel bir anlam kazanmaktadır.



(1) Katkılarından dolayı Dr. Abdulkadir SEZGİN'e, Prof. Dr. Zekeriya BEYAZ'a, Sevgi ERENEROL'a ve Doç. Dr. İbrahim AYDIN'a teşekkür ederiz.
(2) Az miktarlarda olan babtistler, protestanlar, evangelistler, yaziçnikleri de kapsamaktadır.
(3) 1904'te Çet Çolpan tarafından kurulmuştur. Prof. Dr. Harun Güngör tarafından Budizmo-Şamanizm olarak yorumlanmaktadır.
(4) Bu konuda Dr. Abdülkadir Sezgin'in; Hacı Bektaş Veli ve Bektaşilik, Alevilik Deyince, Ülkemizde Alevilik Sünnilik Meselesi, Türkiye'de Alevilik-Bektaşilik adlı kitaplarına bakılmalıdır.
 

Bu sayfa 10/06/2003 tarihinden itibaren 1651 kere ziyaret edilmiştir.

En Baş || Ana Sayfa || Özgeçmiş || Üniversitemiz || Görüşler || Denemeler