Muharrem Ayı ve Ehl-i Beyt Sevgisi

Bu gün (11 Aralık 2010) büyük hocamız Atsız’ın ebediyete intikalinin 35. yıl dönümü. Kendisine Tanrı’dan mağfiret diliyoruz. Mekanı cennet olsun. Ruhu için el fatiha.

…….

Yine bir Muharrem Ayı’na girdik. Bir türlü anlayamadığımız, paylaştığımız bir mübarek aya daha girdik.Çocukluk çağından hatırımda kalan,babaanemin  tuttuğu Muharrem oruçları idi. Bir de değişmeyen tatlısı: Aşure..

Babaannemi 1969’da kaybettik. Çevremizde hala Muharrem orucu tutanlar vardı. Bizim evde tutan kalmamıştı. Ta ki aradan seneler geçe ve (rahmetlik) annemin yaşı ilerleyene kadar. O da tutmaya başlamıştı, gücü yettiğince…

Şimdilerde bacılarım tutuyorlar zaman zaman….

Sadece Muharrem orucu mu?

Babaannem hıdırellez orucu da tutardı. Şubatta da oruç tutardı. Hatta çevremizden duyduğumuza göre her Perşembe günü oruç tutanlar vardı…

Ramazanı karşılama-yolcu etme oruçları tutanlar vardı. Hala da var.

Bu saydığım insanların hepsi sünni idi. Alevilere kızarlardı: Oruç tutmuyorlar diye!

Yetmezdi her gece yatarken bize dua okuturlardı:

“Bismillahi nur,

Peygambere sur,

Yetmişiki âyetel kürsi,

Gel üzerimde dur.

Yattım Allah kaldır beni,

İmanıma daldır beni,

Can bedenden ayrılırken,

Îmânınan (Îmân ile) gönder beni.

….

Yattım sağıma,

Döndüm soluma,

Melekler şahit olsun,

Dinime, îmânıma”

Bilemezdik okluduğumuz duaların Bektaşi-Alevi nefesleri olduğunu… Onlar da bilmezlerdi. Bilmedikleri için öğretemezlerdi.

Sonra 1965-1980 arasını yaşadık. Sünniler sağcı oldu genellikle, Aleviler solcu. Ramazan’ı Sünniler aldı; Muharremi Aleviler… Camiler sünnilerin oldu; Cemevleri Alevilerin… Ortak bir Ehl-i Beyt kaldı. O da Biz Sünnilerde  Hz Ali’ye saygı, Kerbela olayında gönüller Hz Hüseyin’in yanında olmak idi… Ama her ne hikmetse yüksek sesle söylemekten kaçındık…

Alevilerde ise (genellikle) her sünni, Yezid olarak görüldü. Sanki bir tane sünni Türk, çocuğuna Muaviye veya Yezid ismini koymuş gibi…

Bilemedik ve düşünemedik: Mevlevilikteki, Rufailikteki, Kadirilikteki semah (Dans) ile Aleviliktekinin aynı kökten geldiğini.. Şaman danslarının İslami yorumu olduğunu…

Mevlevi semahını kültürel bir öge olarak baş tacı edip her yerde reklamını yaparken, Rufailer ve Kadiriler “Hu” cu oldu.Alevi Bektaşi Semahı mı? O Yavuz’dan beri ancak gizli gizli yapılabilir oldu.

Gerçek neydi? Soran-düşünenimiz çok azdı..

……

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?” Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.

O gün oruç tutmak sünnet oldu. Aynı gün Yahudiler de oruç tuttuğundan, müslümanların önünde ve arkasında da oruç tutmalarını tavsiye etti.

Yetmedi; Muharrem’in 10’u Aşure günü oldu. Sünnimiz Alevimiz hep Aşure ğişirir-yer olduk.

Neydi Aşure günü?

Halk arasındaki kabule göre, Muharrem’in 10’unda aşure ğişirip dağıtmak adet olduğundan “Aşure günü” denilmiştir. Aşure (Aşura) Arapça’da 10 demektir.

Hadis kitaplarına göre ise, o günde Cenâb-ı Hak, on peygamberine on değişik ikram ve ihsan etmiştir. Bu ikramlar şöyledir:

1. Allah, Âşura Gününde denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömerek Hz. Musa’yı ve ümmetini kurtarmıştır.

2. Hz. Nuh, gemisi o gün karaya oturmuştur.

3. Hz. Yunus, balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem’in tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa, o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud’un tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub’un, kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb, hastalığından o gün kurtulmuştur.

…..

Türkmenler, -Sünni olsun, Alevi-Bektaşi olsun tamamı- iman ve mezhep olarak Ahmet Yesevi’ye ve O’nun hocası Yusuf Hamedani’ye bağlıdır. İmam Cafer-i Sadık ve Hz Ali’ye uzanan o silsilede, asılları Türk olan ve bizlerin imamları olan İmam Maturudi ve İmam-ı Azam Ebu Hanife de bulunmaktadır.

Sünniler olsun, Aleviler olsun, özlerine döndüklerinde birbirlerinden farklarının olmadığını göreceklerdir.

Yeter ki Alevilik’ten veya Sünnilik’ten rant elde etmeye çalışan siyasetçiler araya girmesin…

Yazıyı Kaygusuz Abdal ve Yunus’la bitirelim:

“Bu, bildiğin şeriat değil,

Şeriat var şeriat içinde.

Gittiğin yol tarikat değil,

Tarikat var, tarikat içinde.”

…..

“Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaratılanı hoş gör

Yaradandan ötürü.”

Muharrem Ayı’nız mubarek olsun. Allah ibadetlerinizi kabul etsin. Allah hepimizi Ehl-i Beytin yolunda gidenlerden eylesin.

Sosyal olun, Paylaşın!

Comments

comments

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir