Kılıçdaroğlu ABD Yolunda

Van’da konuşan CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, “Kürt sorunu hâlâ kanayan bir yara. Bunu çözmenin yolu devletin elindedir. Kürt sorunu barışçıl yollarla çözülmelidir. Bu sorundan dolayı 40 bin insan hayatını kaybetti. Devlet zarara uğradı. Örgüt de, asker de silahı bıraksın.” demiş.

Öte yandan, son günlerde basında, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun şubat veya mart aylarında ABD gezisi planladığı yer almıştır. Kılıçdaroğlu’nun olası ABD gezisinde, CHP politikaları konusunda muhataplarına bilgi vereceği belirtilmiş. Dış İlişkilerden Sorumlu CHP yöneticilerinin, Kılıçdaroğlu’nun “üniversite ziyaretleri, Türk dernekleriyle buluşma, think-thank kuruluşlarıyla temas ve ABD üst düzey yöneticileriyle görüşmeler” kafa yordukları ifade edilmektedir. Ne tesadüf değil mi? 90’lı yılların sonundan beri Erdoğan ve AKP yöneticileri ABD ziyaretlerinde aynı kişilerle-gruplarla görüşmektedirler. Listeye eklenmeyen tek şey İsrail lobisidir. Belki de onların isimleri özellikle basına aksettirilmemiştir.

Türk Amerikan ilişkileri, Osmanlı’nın gücünü kaybetmeye başladığı 18. yy’ın sonlarında başlamıştır. O dönemde ABD yeni kurulma dönemini yaşamaktadır.  ABD, Akdeniz`e ticaret gemilerini çıkarabilmek için  Osmanlı’nın  Kuzey Afrika´daki Garp Ocakları adı verilen Cezayir’le 1795’te, Trablus’la 1796`da ve Tunus’la 1797`de ile antlaşmalar imzalamıştır. Bu antlaşmalarla ABD yıllık 30.000 altını bulan vergiler ödemiştir.

Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar devam eden bu ilişki, 1917’de kesilir. Kurtuluş savaşı sonrasında imzalanan Lozan anlaşmasının ABD açısından kabul ve tasdiki anlamına gelen senato onayı gerçekleşmez. (Bu durum halen aynen devam etmektedir.)

1929’daki denizcilik ve 1939’daki ticaret anlaşmalarına karşın; Türk-Ameriklan ilişkileri mesafeli olarak devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin savaş dışı kalma politikaları da bunda etken olmuştur.

Türkiye ile Amerika arasındaki askeri ilişkiler ilk kez 1942 yılında Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait 13 adet B-24 (biri arızalanıp dönecekti) uçağın, Romanya’daki Alman stratejik hedeflerini vurmasından sonra Irak’a dönen dört B-24 bombardıman uçağı, yakıt azlığı nedeniyle zorunlu iniş yaptılar. Uçakların üçü Ankara’ya, biri de Adapazarı’na inmişti. Uluslararası ve ulusal hukuk gereği uçaklar ve personelleri ‘enterne’ edilselerde “misafir” muamelesiyle ağırlandılar. Bu cumhuriyet tarihimizde ABD ile ilk stratejik temasımız olmuştur. İzleyen yıllarda yedi B-24 uçağı daha Türkiye’ye zorunlu iniş yaptı. Aynı uygulama tekrarlanmıştır.

1947’de açıklanan Truman doktrini ve 1948’de Türkiye’nin Marshall Planı’na dahil edilmesi askeri ilişkileri yoğunlaştırmıştır. 1950’de Güney Kore’ye 4500 kişilik kolordu göndermemiz ve hemen akabinde (1951) NATO’ya girmemiz Türk-Amerikan ilişkilerinin kökleşmesine yol açmıştır.

Demokrat Partiniin ilk iktidar döneminde tek yanlı dış politikanın mahgzurlarının görülmesi ve 1954’te Sovyetler Birliği ile ticari anlaşmaların imzalanması, ilişkilerde soğukluğa yol açar. Bu dönemde Ordu içerisinde bulunan NATO ve ABD eğitimli subayların başını çektikleri ihtilal grupları oluşmaya başlar.

1960 ihtilalinde Ordu içerisindeki NATO-ABD eğitimli subaylar ön plana çıkarlar. NATO ve ABD’de eğitim görmüş subaylardan Türkeş Beğ’in Devlet hayatımıza girmiş olan ABD-CIA varlığını dışlamasıyla soğuk duş yaşarlar. Türkeş Beğ Başbakanlık müsteşarlığını yürüttüğü dönemde başbakanlıkta bulunan Amerikan ofisini kapattırır. Ardından tüm kuruluşlarımızdaki NATO-ABD varlığına kısıtlamalar getirir. ABD ihtilalcilere olan desteğini çeker. NATO ve İngiliz destekli olan ihtilalci grup Kurtuluş Savaşı’dan beri İngiliz taraftarı olan İsmet İnönü adı etrafında toplanırlar. Sonuçta, milli politikaların taraftarı olan Türkeş’in başını çektiği 14’ler tasfiye edilir. Tarihçiler 27 Mayıs ve 13 Kasım olaylarında İngiliz-Amerikan gizli servislerinin rolü konusunda hemfikirdirler.

1960-1966 arasında NATO ağırlıklı bir etki söz konusudur. Türkeş Beğ’in uygulamaya koyduğu milli politikalar yavaş yavaş değiştirilir. 1966’da Genelkurmaybaşkanlığımız bünyesinde (binasında) NATO’ya ait (Amerikalıların yoğunlukta olduğu) bir büro açılır. O tarihtren itibaren Türkiye’de iktidar olmak isteyen herkes ve her parti yöneticisi mutlaka Amerika’ya ziyarete gitmeye başlar. Dahası yine o yıllardan beridir, tüm genelkurmaybaşkalarımız bir gerekçe ile ABD ziyareti yapmaktadırlar. Cevdet Sunay’ın genelkurmaybaşkanlığından beri ABD’yi ziyaret etmeyen tek GKB Kıvrıkoğlu olmuştur. Dahası o taihten beri Genelkurmay’da bulunan NATO-ABD ofisini de kapatmıştır.

1997-1998 yıllarında ABD’ye ziyarete giden R.T.Erdoğan’ın (henüz parti kurmamıştır) yakın çevresine “Bu iş tamam ABD bizi okeyledi” dediği anlatılmaktadır.

Kemal Derviş, Mustafa Sarıgül, Generaller Kenan Evren-Tahsin Şahinkaya bunun örnekleridir. Erdoğan’ın başbakanlığında bu ilişki, kendisinin sifona atılmasının konuşulmasına kadar inmiştir.

1974 Kıbrıs harekatından sonra uygulanan  silah ambargosu Türk milletinde çok ciddi düzeyde Amerikan aleyhtarlığı doğmasına sebep olmuştur. O tarişhten beri ABD Türkiye’de sağtandanslı ve milletin inançlarını-kutsal değerlerini savunduğunu ifade eden siyasetçiler üzerinden çalışmaktadır.

ABD’nin sol siyasi partiler ve liderleri üzerinde çok ciddi bir çalışması olmamıştır. CHP içerisindeki ABD taraftarı siyasetçiler, muhalefetin  kontrolü için yeterli görülmüştür.

Son 30 yıldır uygulamada olan “ılımlı islam”, “yeşil kuşak”, “büyük ortadoğu projesi” politikalarında; yıkılan sovyetler birliğinin meydanı boş bırakmasının da etkisiyle, Türkiye’deki sol siyaseti yeniden değerlendirmeye almışlardır. Ulusalcı sol’un milliyetçi kadrolarla yakınlaşması ve CHP’nin eski lideri olan Baykal’ın Türkiye’yi hedef alan parçalayıcı politikalara karşı yürüttüğü ciddi muhalefet, ABD için kabul edilemez bir durumdur. Baykal’ın genel başkanlıktan ayrılmadan önceki yıllarında ayrılıkçı terör, azıtan azınlıklar, misyonerlik çalışmaları konularındaki etkin muhalefeti hatıurlandığında olayı daha kolay yorumlayabiliriz.

Kısaca değindiğimiz bu olaylar, Baykal’ın bir kaseti ile (gerçekliği tartışılır) sonuca ulaştırılmış; son 1,5 yılda  gökten zenbille indirilen, Kürt mü, Türk mü, Ermeni mi, Seyid mi, Alevi mi, Bektaşi mi olduğu belli olmayan Kılıçdaroğlu CHP’nin başına getirilmiştir.

Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığı, Baykal döneminde CHP ile özdeşleşen ulusalcı sol kimliğin terkedildiği dönem olmuştur.

Zaten şimdiden CHP genel başkan yardımcısı tarafından, AKP-CHP koalisyonu ifade edilmektedir.

………

Buraya kadar anlattıklarımız tarihi olayların kısa bir özeti ve kişisel yorumumuzdur. Takdir Atatürk’ün kurduğu parti olan CHP’ye gönül vermiş kardeşlerimizindir.

………

MHP’ye gelince…

Tüm oyunlar MHP’nin parlamento dışı bırakılarak tümüyle batı kontrolündeki  iki partiden oluşan bir parlamento ile Türkiye’de istediklerinin yapılmasıdır. Gerçekleştirilmeye çalışılan hedef Türkiye’nin Sevr benzeri bir haritayla parçalanmasıdır..

MHP parlamento dışı kalabilir mi?

Görülen bunun mümkün olmadığıdır. Kim ne derse desin MHP’nin baraj sorunu asla yoktur. Devlet Bey’in uluslararası politikalarda izlediği yol, ülkücü tabanın duygu ve düşüncelerini yansıtan –yeri geldiğinde sert olabilen- açıklamaları, camiayı kucaklayan-herkesi yuvaya davet eden tutumu…

Bu seçimde birilerinin sorunu olacağı kesindir…

Sorunu Alparslan’ın elçisi Sav Tekin’in, “askerlerini Isfahan’da, atlarını Hamedan’da kışlatacağını” söyleyen Romen Diyojen’e verdiği cevapla özetleyelim: “hayvanlarınızın Hemedan’da kışlayacağından eminim, ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem.”

Sosyal olun, Paylaşın!

Comments

comments

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir