Seçimi böyle kaybettik! II

Sahi! Biz buraya niçin geldik:II

Konvoy halinde yola devam ediyorduk. Yolda su taşmaları ile yer yer balçık haline gelmiş çamurdan zorlukla geçerek ilerliyorduk. Yakınlarda ev, bina veya sığınacak bir yapı da görülmüyordu. Yağmur adamakıllı şiddetlenmişti. Gitmek bir yana aynı yolu nasıl döneceğimiz ve dönüşte o yolun alacağı halin endişesi başlamıştı. Geri dönme teklifimi tekrarladım. İlçe başkanımız, “Hocam, Ayıp olur” mazeretini ileri sürdü. Çaresiz kıvrıla kıvrıla dağın tepesine doğru ilerliyorduk.

İki üç kilometre gitmiştik ki arabalar durdu. Önlerdeki bir arabadan inen birisi arkadaki arabaları ikaz ede ede bize kadar geldi. “Hocam, Burada arabaları bırakıp traktörle gideceğiz.” Biraz ilerde yolun kenarında park etmiş traktör ve römorku görünüyordu. Yolun ne kadar kaldığını sordu. “Biraz daha var” cevabını verdi. Arkadaki arabaları ikaz etmek üzere yanımızdan ayrıldı. Çektiğimiz onca sıkıntı, onca zaman ve onca enerjiden sonra bir de adamakıllı yağan yağmur altında üstü açık römorkta yolculuk yapmamız gerekecekti. Dayanamadım yolun başından beri düşündüğüm ancak ifade etmemeye gayret ettiğim düşüncemi açığa vurdu: “Cihan Başkan, Bizim bu dağın başında ne işimiz var. Seçime kalmış bir hafta. Buraya harcadığımız zaman içerisinde, iki üç köyü ziyaret edebilir, Suluova’da bir sürü kişi ile görüşebilirdik. İl teşkilatının, kadınlar kolunun, milletvekili adaylarının, ilçe teşkilatlarının, dağın başında pehlivanın ayağına götürülmesinin gerekçesi nedir? Bu adamın hikmeti nedir ki biz ayağına gidiyoruz. Kaldı ki ayağına gittiğimiz kişi tüm seçim süresince bir gün bile gelip seçim alışmalarınıza katıldı mı?” Gerçekten de söz konusu kişi, bir gün bile seçim çalışmalarına katılmamıştı.

Ve ben hala niçin ve nereye gittiğimizi anlayamıyordum. Geri dönme isteğimi tekrarladım. Cihan Başkan aynı görüşünü tekrarladı: “Hocam, Ayıp olmaz mı?”

……….

Seçimden üç dört gün önce idi. Amasya’nın dağ köylerine kadar uzanan propoganda gezsinden dönüyorduk. Amasya’nın girişinde üç dört arabalık konvoyumuz dağıldı. Arabamızı süren Amasya’lı arkadaşı, Suluova istikametindeki evine bırakıp, gece kalacağım Merzifon’a geçecektim. Saat 24’ü geçiyordu. O bölgedeki bir pakın önünden geçerken, oturmakta olan 4 kişilik bir grup dikkatimi çekti. İçlerinde bizim pehlivan da vardı. Çay içmek gerekçesiyle parka girdik. Geldiğimizi gören malum grup, bizi maslarına davet etti. Oturduk. Sırtım yola dönüktü. Kısa bir hoş beşten sonra, pehlivan sordu? “Hocam çalışmadan geliyorsunuz. Nasıl gidiyor?”

Mutad cevabı verdim: “Sağ olasınız. İyi olacak, inşallah.”

Soruya devam etti: “Nasıl ve ne kadar iyi olacak, hocam?”

Şakayla karışık cevapladım: “İkiyi garantiledik, üçe gidiyoruz”

Üsteledi: “Buraya yazıyorum. 13 Haziran sabahı sorarım.”

Cevabım anlayan için çok sertti: “Bize sorulacak soru üç olsun.”

Bu konuşmalar olurken, bizim pehlivan elinde cep telefonu, birilerine mesaj yazmakta idi.

Çayları getiren garson, karşıdan bizim pehlivana işaret parmağını çevirerek dolaşma işareti yapt. Bunun üzerine pehlivan, “beklesinler” dedi. Anlaşılan özel bir toplantının üstüne gelmiştik.

Çayları içtik. Kısa süre oturduktan sonra kalktık. Arabaya bindiğimizde yanımda bulunan iki oğlum ikaz ettiler: “Baba sen konuşurken, arka tarafa İl başkanının arabası geldi. Kısa süre durakladı ve geçti. Bir müddet sonra garson pehlivana dolaşıyorlar işareti yaptı. O da ‘beklesinler’ dedi.”

İyice şüphelenmiştim. Oğullarım beni bıraktıktan sonra Amasya’ya dönmek istediler. İzin verdim. Yarım saat sonra telefonla bilgi verdiler. Bizim bıraktığımız eki kendilerine katılan il başkanı ve yardımcısı ile sohbet-toplantıya devam ediyorlarmış. Küçük oğlum ikaz etti: “Baba, bunlar mı MHP’yi yönetiyorlar. Bizim yanımızda mesaj atıyorlar. Arabayla gelip görünüyorlar. Garsona bizim yanımızda beklesinler diyorlar. Yetmezmiş gibi biz altıkta hemen sonra gelip aynı masada toplantı-sohbete devam ediyorlar.”

Hiçbir cevap veremedim. Aklıma Ziya Paşa’nın beyti geldi:

“En ummadığınn keşfeder esrar-ı derunun

Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın.”

…………

Ertesi gün ilk işim, son bir hafatadır üç dört kez tekrarladığım,  görüşme teklifini Kadir Ekercan’a iletmek oldu. Daha önce aldığım, “Tamam, Abi. Olur, Abi. Görüşelim, Abi.”cevabını yine aldım. Seçimden sonra da iki kez aramama rağmen, bu güne kadar da görüşmek kısmet olmadı.

Devam edecek…..

Sosyal olun, Paylaşın!

Comments

comments

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Seçimi böyle kaybettik! II için 4 cevap

  1. slmlr abey ben bu filmi izlemiştim.Hatta bir bölümündede rol almıştım =))))) Nuri der ki:

    yorum renk rengin ne olduğunu biliyoruz sadece ağzına sağlık demek geliyo içimden.Başlamadan biten bir filmin sonunu görmek üzücü.

  2. Harun ÜNSAL der ki:

    Bizler seçimi kaybetmeye üzülmeyiz.Nasip…der geçeriz.Lakin “Pehlivan”gibi ülkücü kırıntılarının yüzünden keybettiğimiz değerler bizi üzer,hatta yaralar.Ağzınıza,kaleminize sağlık sayın hocam.Allah yardımcınız olsun.saygılarımla

  3. GÜRSEL KOÇAK der ki:

    hocam seçimi siz kaybetmediniz amasya kaybetti………….

  4. ahmet hudaverdi der ki:

    Sayın hocam
    Seçimlerde en önemli faktör genel başkandır.
    Hiçbir vekilin kendisinden başka oyu yoktur
    Konuları artık anlayın
    Selam ve saygılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir