Oy Tombulum, Tombulum…

Sıfır bedenlerin moda olduğu günümüze inat, Avşar ozanı Dadaloğlu, yıllar öncesinden güzel kadını “çömeldiğinde göbeği yere değer” şeklinde tarif etmiş. Bir kuzuyu, koyunu, koçu yalnız başına yiyebilen o eski yiğitlerin yanına da öyle hanımlar yakışırmış. Yağsız et yiyen, tatlılardan uzak duran, derisinin üzerinden kemikleri sayılan zamane genç kızlarına ve delikanlılarına inat, atalarımız dağlar gibi yiğitler ve kapı gibi hatunlar imiş. Sekiz-on çocuk doğuranlar da çocuğu tarlaya karnında götürüp kucağında geri getirenler de o kapı gibi hatunlar imiş.

Günümüzde öyleleri pek kalmadı. Çok seyrek gördüğümüz, Ömer Hoca (Prof. Dr. Ömer İyigün) ve Homero (Hıfzı Ömer Onuk) gibileri sayesinde “sevimli tombul”ları unutmuyoruz.

O sebepledir ki, çiroz güzeller-delikanlılar için yazılmış bir adet türkü bulunmazken; şişmanlar-tombullar için söylenmiştir, türküler.

Önce şişman delikanlılar:

Adanalı şişman delikanlı dayanılmazdır:

“Ağam Adana’lı paşam Adana’lı,
Evde duramıyom sana dadanalı.
Sebebim sen oldun şişman delikanlı”

Rize’de şişmanın mezarı bile muhteşemdir.

“Ey gidi şişmanoğlu
Severdi Gülizar’ı
Yeşil sandala benzer
Şişmanoğlu mezarı”

Konyalı “Saffet Efendi” de şişman sevenlerdendir.

“Ah aman aman şişmanım aman şişman sevdimde
Pişmanım aman karakollar düşmanım aman”

Ya hanımlar-kızlar-gelinler!

Onların da tombul olanı makbul olurmuş, eskiden… Yozgat türküsünde dendiği gibi…

“Gelin olan tombul olur
Eloğluna vurgun olur
Kurban olam tombul gelin
Bir günümüz bir yıl olur”

Veya

“Oy tombulum tombulum
Yoldan geldim yorgunum
Alem ne derse desin
Tombul sana vurgunum”

Erzurumlu da tombul gelini beğenirmiş:

“Kaşlarında har mı var (Amman amman)
Al yanakta bal mı var (Tombul gelin)
Gören doğru söylesin (Amman amman)
Senin gibi yar mı var (Tombul gelin)”

Tombulun nazı da kendine göredir. Nitekim bizim Trabzonlu, tombulun nazından bıkmış; usanmış. İsyanı basmış:

“Hey şişman kız şişman kız
Param yok altunum yok
Takayım boğazına
Eski çarıklarımı
Hey şişman kız şişman kız
Hey Allah alsın seni da
Yedun tükettin beni”

“Çok naz aşık usandırır” demiş atalarımız. Kafası atan Malatyalı, fazla naz eden şişman kıza resti çekmiş:

“El edersem ellisi
Tel edersem tellisi
Sen gidersen tombul kız
Gelir ince bellisi”

Tombul deyince memeler türkülerine örnek vermeden geçmek olmazdı.

“Bahçenize büber ektim biterse
Benim vadem senden önce yeterse
Vay amman amman sürmeler
İnadından kavuşmuyor düğmeler
Ak gerdan altında tombul memeler”

Tüm bunlara karşın, hiç bir tombul, Halime kadar meşhur olmamıştır.

“Tombalacık Halime’m taşbaşı’na gel
Ben gidiyorum Bolu’ya düş peşime gel”
……..
Bizim oralarda (Amasya) –eskiden- düğünlerde gelin arabasının önüne koç yatırılırdı. Gelin koçu sırtlayıp götürebilirse, koç gelinin olurdu. Kaldırıp götüremezse düğün sahibi koçun bedelini bahşiş olarak verirdi…

Bizden önceki nesilden öyle bir gelini tanımıştım. Kapı gibi bir hanım ağa idi. Sonra kızlar çirozladı (?). Koçlar gelin arabalarının önüne yatırılmaz oldu. Kültürümüzün bir ögesi daha kayboldu.
Bu olayı gelinime anlattığımda çarpıcı bir cevap vermişti: “Baba, bizim nesil için herhalde tavuk yatırmak daha uygun olur.” Haklı idi. 45 kiloluk kızların 100 kiloluk koçu kaldıracak halleri yoktu ya!..

Kaldı ki Kevser kızıma bu olayı anlattığımda, “Ben canlı tavuktan korkarım.” dedi.
………..
Bu işin kültürel yönü…

Bir de doktorluk ve tedavi yönü var.

Yürüyen, koşan, güreşen dağlar gibi yiğitlerin kapı gibi hatunların torunlarına bir şeyler oldu. Artık “can boğazdan gelmiyor”. Aksine “can boğazdan gidiyor.” Keza “bir dirhem et bin ayıp örtmüyor.” Aksine bir dirhem etin kendisi ayıp oldu. Etin yağlısını ateşe gösterip yutanlara acaip varlıkmış gibi bakılıyor. Eskiden yüzüne bakılmayan yağsız etler itibar görür oldu. Bir oturuşta bir kuzu yiyenlerin torunları, kuzu etini yağlı olduğu için beğenmiyorlar. Ha! Bir de koyun etinin kokusundan rahatsız olanlar türedi.

Güler misin? Ağlar mısın?

Eskiden, misafiri ağırlamak için kuzu kesilirdi. Şimdi kafeste beslenmiş piliçlerin göğüs etinden yağsız yemekler yapılıyor.

Peki ama ne değişti?

Öncelikle yaşam tarzımız değişti. Daha mekanik ve daha sun’i olduk. Mekanik olduk: heryere araba ile gidiyoruz. Hani neredeyse evin içinde tuvalete gitmek için bile arabayı kullanacağız. 50-100 metrelik mesafeler için arabaya biniyoruz. Yürümek mi? “Aman boş verin yorulmayalım” (!). Bedenen çalışmak mı? Zaten “çok yoruluyoruz.” Sanki sırtımızda 80 kiloluk buğday çuvalı ile geziyoruz.

Hanımlarımız evde çok yoruluyorlar. Sanki eskiden çamaşır makinası, bulaşık makinası, elektrikli süpürge varmış gibi.

Babam 80 yaşında hala etin yağlısını istiyor ve… Bizim arabayla gittiğimiz yerlere, O hala yürüyerek gidiyor. Hala bahçeyle uğraşıyor.

Anlıyorum: “Olayın tıbbi boyutu ne?”diyeceksiniz.

Şişmanlık bir metabolizma meselesidir. Daha açıkçası aldığımız-yaktığımız dengesi sorunudur.

Gıdalarla aldığımız enerji yaktığımızdan fazla olursa kilo alırız. Yaktığımız fazla olursa ihtiyacı karşılamak için depodan kullanırız. Zayıflarız. Bu, en açık ve en basit gerçektir. Çok seyrek görülen bir-iki hastalık dışında bu kural her zaman geçerlidir.

Çok sevdiğim; bayılırcasına sevdiğim bazı sözler var: “Hastahanede yatarken serum verildi. Ondan şimanladım.” Bayılıyorum bu söze…

Serum genellikle su ve elektrolitler içerir. Özel beslenme serumlarının dışında diğerlerinin şişmanlatmasına imkan yoktur.

“Ben, her ramazanda oruç tutarım ve kilo alırım.” Bu söz de harika… Sen sabahtan akşama kadar aç kalır, akşamdan sahura kadar ramazan öncesinde yediğin günlük yemeklerin 1,5 katını yersen, üstüne üstlük bir de oruç olduğun gerekçesiyle hareketini azaltırsan, aldığın kiloyu niye Ramazana bağlıyorsun ki?
……

Hareketli ve yakan kişilerde zaten aşırı şişmanlık olmaz. Onlar genellikle adeleden zengin olurlar. Yağları diğerlerine oranla nispeten azdır.

Hareketsizlik ve kilo, tansiyon başta olmak üzere kalb ve dolaşım hastalıklarının davetiyesidir. Hele de ailede varsa şeker hastalığını kırmızı dipli mumla çağırmaktır.

Yakamıyorsan, yemeyeceksin. Boğazına sahip olacaksın. Yani rejim yapacaksın. Aksi takdirde yediklerinin fazlası vücudunda yağ olarak birikir.

Diyeceksiniz ki, “Şişmanlığın ölçüleri ne?”

Şişmanlığın ölçümünde iki değere bakılır. Bunlardan ilki vücut kütle indeksidir. En yaygın kullanılan yöntemdir. “Ağırlık(kg)/Boyun Karesi (metre)” formülüyle hesaplanır. Erkeklerde 20.7 – 26.4, kadınlarda 19.1 – 25.8 arası normal. 31-32’den fazlası ciddi şişmanlık kabul ediliyor. 45’ten fazlası ise… YANDI GÜLÜM KETEN HELVA!..

İkincisi ise vücutttaki yağ oranı: Son derece pratik özel makinalarla hesaplanıyor. erkeklerde % 14-17, kadınlarda arası % 21-24 arası normaldir. Erkeklerde % 30, kadınlarda % 37’nin üzeri yüksek derecede risk gurubudur.

Gelelim tedaviye…

Hastalığa bağlı olmayan şişmanlığın ilk ve esas tedavisi diyettir. “Diyetten faydalanamadım” veya “diyet yapamıyorum” diyorsanız:

Bizim mahalleye (Cerrahi mahallesine) hoş geldiniz…

Estetik olarak beğenmediğiniz veya kilolu bulduğunuz vücut bölgelerinizden –estetik cerrahlarımız tarafından- itinayla yağlarınız alınır.

Diyorsanız ki: “Benim her tarafımda yağ var. Kilo veremiyorum.”

Buyurun genel cerrahiye….

Sizin için özel yöntemlerimiz bulunmaktadır:

Öncelikle midenize “balon” yerleştirebiliriz. Gerçi etkisi zayıftır, ama sonuçta bir seçenektir.

Daha etkili bir tedavi için midenize band takılabilir. Tüm dünyada en yaygın uygulanan yöntemdir. Mideye halka takılarak mide ikiye bölünmekte, fazla yeme alışkanlığı önlenmektedir. Sonuçları iyidir. Halkanın çıkarılma şansı vardır.

“Midenin bir kısmının çıkarılması” çok ciddi şişmanlığı olanlarda uygulanır. Sonucu daha iyidir. Ancak geri dönüşü yoktur.

“Mini gastrik bypass” dediğimiz yöntemde mide ile barsak arasında yeni bir yol açılarak barsaklardan geçiş mesafesi kısaltılır. Ancak bu yönteminde geri dönüşü sıkıntılıdır.

Son yöntem safra ve pankreatik ayrıştırma diyebileceğimiz yöntemdir. Çok ciddi bir ameliyattır. İki yüz kiloya dayanmış hastalarda tercih edilir.

Her şeye rağmen yine de vurgulayalım: Şişmanlığın esas tedavisi, “diyet ve yakmak” tır. Diyete ve spora rağmen zayıflayamıyorsanız…

Bekleriz, efendim.

Sosyal olun, Paylaşın!

Comments

comments

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Oy Tombulum, Tombulum… için 1 cevap

  1. yeşim der ki:

    bravo hocam ben de o yüğzden tombulum zaten:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir