Çakma Profesöre Açık Mektup

“Kafkas Göçmenleri (Çerkezler) ve Türkiye” ile “Zorunlu Cevap” başlıklı yazılarımızdan sonra Türklüğü ve kardeşliği reddeden bazı çevrelerin saldırılarına hedef olmuş durumdayız. Umurumuzda mı? derseniz; hiç te değil.

Esasında bu konuyu kapatmayı düşünüyordum. Ancak şahsımı hedef alan ve Prof. Dr. Şamil Erdoğan imzalı bir yazı ve akabinde gelişen olaylar tekrar yazmamı zorunlu kıldı.

Yine belirtelim: Bu vatanı, bu bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Atatürk ilkelerini ve Misak-ı Millî’yi savunan herkes kardeşimizdir. Diğerleri vasıfları ve kökenleri ne olursa olsun kardeşimiz değildir. Örneğin, Yaşar Kemal Türkmen aşiretine mensup olmasına ve isminin sürekli pompalanmasına rağmen, (benim açımdan) kardeşimiz değildir.

Gördüğümüz gerçekler ayrılıkçı hareketlerin tamamen yurt dışı merkezlerden kaynaklandığını gösteriyor. Takma isimlerle ve adreslerini gizleyerek internet ortamında etkili olmaya çalışan bu kişilerin samimiyetten uzak oldukları ve gençlerimizi kullanıp, kışkırttıkları açık bir gerçektir. Üzüntümüz gençlerimiz adınadır. Bu gün sanal ortamda yazıp çizdikleri yarın önlerine çıkabilecektir.

“Zorunlu cevap” başlıklı yazımızda demiştik ki: “O eleştirdikleri Osmanlı, Kafkas göçmenlerine kucak açmasaydı, bu gün Osmanlı’yı o konuda eleştirecek kimseleri olmazdı. ……. Ama biraz vicdan ve biraz iz’an sahibi olmak lazım… Acı kayıpların sorumlusu Osmanlı mıdır? Osmanlı, olmasaydı nereye sığınabilecektiniz? Osmanlı, sıkıntılı günlerinde Kafkas göçmenlerine kucak açmakla hata mı etmiştir?”

Bu ifademize internet ortamında isminin başında Prof. Dr. ünvanı bulunan Şamil Erdoğan diye birisi cevap verdi. Kısaca diyordu ki: “ Sn. Erzurumlu bilmelidir ki, Çerkes’ler TR’de bir sığıntı değildir. … kullandığı “sığınabileceksiniz” kelimesi bile “kendisinin de Osmanlı’nın geçmişteki Türk devletlerinin devamı olduğunu inkar ettiğini ve Çerkes’lerin de Türk kökenli olmadığını” kabul ettiğinin bilinç altı ifadesidir. Kurduğunuz mantığı bile bilinçaltı ifadelerinizle inkar ediyorsunuz.”

Sn Erdoğan’ ders vermemiz gerekiyor:

Ders 1. “Sığınmak” kelimesine takmışsınız. Hadi öğretelim bari: TDK sözlüğünde sığınmak maddesini karşılığı şöyledir. 1. Tehlikelerden kaçarak güvenilir bir yere çekilmek. 2. Korunmak amacıyla bir yere veya birine başvurmak, başkalarının yardım ve korunmasına ihtiyaç duymak: . 3. Genellikle siyasi sebeplerle kendi ülkesinden kaçıp başka ülkeye gitmek, iltica etmek. 4. Güvenmek, yardım istemek veya ummak”.

Burada yabancı olmak, aynı soydan olmak veya olmamak gibi bir anlam var mı? Anadolu beyliklerinin bir kısmı Yavuz’a bir kısmı Şah İsmail’e sığınınca Türklükten çıktılar mı? Veya sizin örneğinizde olduğu gibi İspanya Yahudileri Osmanlıya sığınmakla aynı soydan mı olduk?

PKK’lılar Türkiye dememek için TC diyorlar. Bu TR de, sizin jargonunuz*mu? Jargonunuz ise, siz kimsiniz? Kafkas kökenliler demeyiniz. Onların içerisinde, plakaların dışında TR kullanana rastlamadım.

Sn Erdoğan, bir kelime üzerinden demogoji-diyalektik yapmaya kalkıyorsunuz; bari lugata bakıp manasını araştırın; sonra yorum ve cevap yazın. Komik oluyorsunuz. İsminizin başındaki ünvana yakışmıyor. Üstüne üstlük benim bilinçaltımı itham ediyorsunuz. “Çizmeyi aşmak” diye bir deyimimiz var, hatırlatırım……

Ders 2. Demişsiniz ki: “Bu ülkeye sahip çıkan diğer Türk kökenli olmayan etnik topluluklar gibi. Bazıları gibi toprak talebinde de bulunmuyoruz, ülkeyi dış mihraklar ile beraber olarak bölmeye de çalışmıyoruz, aksine korumaya çalışıyoruz.” Bu düşüncenizde samimi iseniz (inanmak istiyorum) alkışlarım.

Ancak aklıma takılanı soruyorum: Girne Amerikan Üniversitesi öğrencileri tarafından niçin “istenmeyen adam” ilan edildiniz? Danışman-rektör yardımcısı olarak bulunduğunuz sürece Türk Bayrağı’nın asılmasına karşı çıktığınız, “Burası Türkiye değil” değdiniz ve hatta “Ne mutlu Türk’üm diyene!” vecizesini yasakladığınız; “Siz öyle söylerseniz birisi de çıkar “Ne mutlu Kürt’üm diyene!” der” ifadesini kullandığınız ileri sürülmektedir. Dahası, yakasında Türk bayrağı taşıyan öğrencilerin burslarını kestiğiniz söylenmektedir.

İnternet ortamında sordum cevap vermediniz. Açık soruyor ve açık cevap istiyorum: Bu vatanın, bu milletin ve bu devletin bölünmez bütünlüğünden yana mısınız? Değil misiniz? Bu konudaki düşünceleriniz nedir? Bölücülüğü lanetliyor musunuz? Yoksa Kürtçülerin avukatı mısınız?

“Sığınmak” kelimesi için bana bilinçaltı analizler (!) yapmıştınız. Anayasa çalışmaları ile ilgili olarak internette ki  şu ifadeler hakkında düşünceniz-analiziniz olacak mı? Arkadaslar ılgılı calısmanın 15 ıncı maddesıne dayanarak cerkesler kalabalık oldugu ıllerde ozerklık ıstıyor dıyebılırmıyız ?

16 cı maddeyı ben ekleyeyım. turkıyenın topladıgı vergının yuzde 50 sı cerkes yonetımıne verılmelı ve bır cerkes ordusunun kurulması anayasa ıle garantı edılmelıdır.”**

Bu ifadeler hakkındaki düşünceniz nedir?

Ders 3. Demişsiniz ki: Çerkes Ethem gerçeklerini de tam olarak bilmiyorsunuz. Gerçeği tam olarak bilmek istiyorsanız, dönemin İnönü politikalarına bakınız, görürsünüz. Çerkes Ethem olmasaydı, belki bugün siz de bir batılı manga olacaktınız. …… Ama, sizin dedeleriniz, nineleriniz bilmedikleri Türkçe’yi konuşmuyorlar diye kafalarına Jandarma dipçiği yemedi herhalde. Kayseri’de, Sivas’ta, Maraş’ta, Düzce’de ilkokula başlayan ve ana dilleri Çerkezce’yi konuşan çocukların, henüz Türkçe’yi öğrenemeden Türkçe konuşmuyorlar diye öğretmenlerden cetvelle sopa yediklerini de bilmiyorsunuz herhalde. Kardeş isek, insan kardeşine bunları yapar mı?”

Sn Erdoğan, Yazınızda her yanlışınıza bir (+) işareti koysam burası Hıristiyan mezarlığına dönerdi.

Çerkez Ethem konusunda, Ahmet Efe’nin yanında diğer bir çok Çerkez kökenli yazarın kitabını kaynak gösterdim. Hatta Çerkez Ethem. Anılarım” ve “Emrah Celasun. Çerkez Ethem. Baki İlk Selam ve adlı kitaplarından belgeler-bilgiler verdim ki, tarafsız olabilelim diye. Buna da mı, itirazınız var?

Ders 4. “Batılı manga” olmaktan bahsetmişsiniz. Normalde daktilo hatası kabul etmem gerekiyordu. Ancak “sığınmak” kelimesi üzerine yarattığınız garabeti okuduktan sonra, “manga” ile “manda” arasındaki farkı bildiğinize emin değilim.

Ders 5. Atatürk ve İnönü dönemlerindeki bazı uygulamaları eleştirmişsiniz. Atatürk’ün adını anmaktan kaçınmanız nedeniyle sadece İnönü kalmış. Soruyorum. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaşanan bin türlü sıkıntı içerisinde bazı sert (ve hatta günümüz penceresinden bakılınca hatalı) tedbirler alınmışsa, bunun sadece Kafkas göçmenlerine yönelik olduğunu nasıl iddia edersiniz. Yol parasını ödeyemeyen köylünün dipçiklenerek çalıştırılması da etnik kökenle mi izah ediyorsunuz? Ayıptır; Günahtır. Bu milleti birbirine düşürmek için bu kadar zırvalamak ancak eğitimle mümkün olur dedirtiyorsunuz?

Ders 6. Gelelim eğitime: Şahsıma hitaben yazdığınız yazınızda Prof. Dr. ünvanını kullanmıştınız. Araştırdım. Bilgi üniversitesinde yardımcı doçent ünvanlı gözüküyorsunuz. Gerçek ünvanınızı size sormamdan sonra, internet ortamında bir sitedeki yazıda ünvanınızı değiştirdiğinizi gördüm. Herhalde bizim tespitimiz doğru.

O zaman soruyorum: Şahsınızla ilgili haberlerin bir kısmında ve Kafkas sitelerinin çok büyük kısmında Prof. Dr. Şamil Erdoğan (imzalı) haber-yazıları nasıl izah edeceksiniz?  19 Aralık 2011 tarihi itibarıyla google arama motorunda adınızla ve prof Dr. ünvanıyla 347, Asist. Prof. Dr. olarak 8, Yard. (veya Yrd) Doç. Dr. Ünvanıyla 262 kayıt çıkmaktadır. “Bu kayıtlar benim bilgim dışındadır” diyerek sıyrılamazsınız. Düzeltmek veya düzeltilmesi için gereğini yapmak bilimsel ahlakın ve dürüstlüğün gereğidir.

Benim yanımdaki hiçbir yardımcı doçent böyle bir halt karıştıramaz. Siz kendinize nasıl yakıştırıyorsunuz?

İnternetten tespit edebildiğimiz kadarı ile 1979 yılında doktoranızı Oklahoma State Üniversitesi’nden almışsınız. 1993’e kadar da ABD’de kalmışsınız? Hangi kurumlarda çalıştınız? Çalıştığınız kurumlar arasında Soros vakfı ile ilgili yer var mıydı?

1993’te Türkiye’ye döndükten sonra Düzce-Kıbrıs ve en son Bilgi üniversitesi’nde bulunmuşsunuz. Griffith’in, “Spor Sakatlıkları Rehberi” isimli kitabının çeviri editörlüğünden başka (2000’de basılmış) hangi bilimsel çalışmanız var. Nasıl yardımcı doçent oldunuz? Hiçbir şey yapmadan nasıl bunca yıl o ünvanda kalabildiniz? Benim çalıştığım üniversitenin uygulamasında 2.-3. yılda o ünvanla beraber işinizi de kaybederdiniz.

Sn Erdoğan, açık soruyor, açık cevap istiyorum: Soros vakfı ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkiniz var mı? (Buna Bilgi Üniversitesi de dahildir):  The School of Oriental and African  Studies-University of London ile ilişkiniz-işbirliğiniz var mı? BND’nin yürüttüğü “Kuzey Kaçkar Kültür Halkası” çalışması hakkında ne düşünüyorsunuz? İlişkiniz var mı?

……….

Öğrenmemi tavsiye etmişsiniz. Ben öğrenmeye açığım. Öğretmeye de… Umarım verdiğim derslerden faydalanırsınız.

Ya siz, öğrenmeye açıkmısınız?………… Ama önce dürüst olun…

Konuyu iki olay-fıkra ile tatlıya bağlayalım.

İlki Fahrettin Kerim Gökay’a ait bir olay….

Hoca, Tıp Fakültesini 1922 yılında bitirmiş; daha sonra Emraz-i Akliye (asabiye-nöropsikiatri) uzmanı olmuştur. 1949-1957 yılları İstanbul Valiliği ve Belediye Reisliği yaptıktan sonra, büyükelçi, milletvekili, bakan olarak hizmet vermiştir. Kitapsız ve çakma profesörler gibi değil, gerçek anlamda Ordinaryüs hoca’dır. Basılmış birçok eseri mevcuttur. Valiliği süresince “mini mini valimiz; ne olacak halimiz” özdeyişi ile anılmıştır.

Valiliği süresince İstanbul’a çok büyük hizmetleri olmasına rağmen, zaman zaman eleştirilere de hedef olmuştur. Siyasi veya kişisel sebeplerle yapılan bu eleştirilerden çok hoş anılar günümüze kadar gelmiştir.

“Fahrettin Kerim’i sevmeyen gazetecilerden birisi, sütununda kendisini eleştirirken, ‘Boş verin şu adamı. Delilerle uğraşa uğraşa kendisi de delirmiş.’ mealinde bir yazı kaleme alır.

Yazıyı okuyan Hoca, haber göndermiş: ‘Söyleyin O’na, kendisine dikkat etsin. O’nun bana deli demesiyle bir şey olmaz. Ben O’na deli dersem; hayatı kayar.”

………

Bin dokuz yüz kırklı-ellili yıllardan birinde, doğulu vatandaşımız İstanbul’a gider. Gezinirken bir manav’ın önünden geçer. Tablada bulunan –daha önce hiç görmediği- siyah incir dikkatini çeker. Hiçbir şeye benzetemez. Merak eder; sorar:

“Hemşerim. Nedir, bu?”

“Yemiş.” der manav.

“Neye yarar, nasıl yenir?” diye sorar, bizimki.

Manav tarif eder. Bizimki inciri yer ve çok beğenir.

İşini bitirdikten sonra memleketine döner.

………..

Birkaç yıl sonra yolu tekrar İstanbul’a düşer. Aklı yediği yemişin tadındadır. Ancak yediği şeyin adını unutmuştur. Bir manava gider ve tarif eder:

“Hemşerim, Hani şöyle mor renkli içinde küçük tanecik halinde tohumları bulunan tatlı bir yiyecek vardı. Ben ondan almak istiyorum.”

Manav, bitirimlerdendir. Eline geçen “işletme” fırsatını kaçırmaz. Bizimkine patlıcanı dayar.

Güç bela patlıcanı soyan ve yiyen doğulu, hayal kırıklığına uğramıştır. Nerede ilk seferinde aldığı lezzet, nerede çiğ patlıcanın tadı…………

Hayal kırıklığını, söylemeden duramaz: “Hemşerim beni hiçbir şeyden anlamadı zannetme. Sen, bunu hem uzattın; hem tadını kaçırdın.”

………

Bu vatana, bu bayrağa, bu millete sahip çıkan tüm kardeşlerime selam olsun…..

Kardeşliğimiz kabul etmeyenlerin de yolları açık olsun: Amerika’ya, Rusya’ya, Almanya’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya kadar…..

Selametle beyim, selametle……


*1. anlamı dar bir çevreye özgü dil, argo.
2. anlamı anlaşılmaz dil veya söz; belirli bir grubun kullandığı dil. ,jargon/argo.

3. anlamı anlaşılmaz dil. teknik dil.

** Dil ve yazım hataları internet ortamından “aynen” alınmıştır.

Sosyal olun, Paylaşın!

Comments

comments

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir