Ah şu Suluovalılar!….

Sekiz-on kişilik bir grupla Suluova’da esnaf ziyaretinde idik.

Bir kahvehaneye girdiğimizde O’nu köşede çay içerken gördüm. Yaşlanmıştı. Seksenin üzerinde olmalıydı. Çepeçevre beyaz hacı sakalı vardı. Gözleri-bakışı ve yüzünün genel hatları değişmemişti. Hemen tanıdım. Baba dostum idi. Dahası 1976’da Suluova’da çalışırken devamlı görüşürdük. İzleyen yıllarda bizim köyden çok samimi bir arkadaşımla dünür olmuştu. Samsun’da bulunduğum sürece gelen gidenle selam gönderirdi. Adının geçtiği her yerde elimden gelen yardımı-hizmeti vermiştim.

Kahvehanedekilerle selamlaşıp görüştükten sonra, gidip yanına oturdum. Selam verdim. Selamı aldı ancak beni tanımamıştı. Çay ısmarlamasını rica ettim. Çayı içerken sohbete başladık. Hala beni tanıyamamıştı. Kendimi tanıttım. Cürlü’den, babamdan bahsettim. Hatırladı. Sözü siyasete getirdiğimde, “Hayırlı olsun. Sen bizim kardeşimiz, çocuğumuzsun. Elbette gerekeni yaparız.” dedi. Fazla oturamadık. Ziyaretlere devam etmek üzere yanından ayrıldım.

……

Aradan yaklaşık bir hafta- on gün geçmişti. Yine Suluova’da esnaf gezisinde idik. Gezi hattımızın üzerinde AKP’nin seçim bürosu vardı. Ayırım yapmadan oraya da girdik. Hayırlı olsun dedik. Nezaket sınırları içerisinde ayaküstü sohbetimiz oldu.

Bizim eski ve baba dostu hacı da orada idi. Seçim bürosunda bulunan herkes selam verip “hoş geldin” derken bizim hacı, ne selam verdi; ne de yanımıza yaklaştı. Aksine sırtını döndü. Anlamıştım. AKP’lilerin yanında bizimle tanışıklığını-diyaloğunu-samimiyetini göstermek istemiyordu. Çekiniyordu. Renk vermedim ama zoruma gitmişti.

Yaklaşık bir hafta sonra bizim hacı ile yine karşılaştık. Etrafta başka siyasetçiler yoktu. Boynuma boğazıma sarılarak beni ne kadar sevdiğini anlatıyordu.

Tepemin tası attı. “Hacı” dedim, “Bana bak. Yaşın sekesin üzerinde. Bir ayağın çukurda. AKP’lilerin yanında onlardan çekindiğin için bana selam bile vermedin. Ne beklentin-korkun var ki bana selam bile vermeyip sırtını döndün. Şimdi de beni ne kadar çok sevdiğini söylüyorsun. Riyakarlığın gereği yok. Benden uzak dur. Menfaati için dostlarına sırtını dönenlerle benim işim olmaz.. Bu seçim bir şekilde biter. Seçimden sonra ben Samsun’a dönerim. Sakın ola ki herhangi bir konuda benden yardım isteme.”

“Olsun” dedi. “gerekirse ben seni bulurum.”

“Hayır” dedim. “Sen AKP’lilerin yanında beni tanımazdan gelip selamı esirgeyince hukukumuz-dostluğumuz bitti. Yolun açık olsun.”

………….

Adam eski MHP ilçe başkanı idi. 1970’li yılların başında ilçe başkanlığı yapmıştı. Talebelik döneminde idim. Onun ilçe kongresinde ve bir sonraki genel seçimlerde konuşmacı olarak çalışmıştım. Samsun’da bulunduğum sürede birkaç kez selam ve telefonuyla yardım istemişti. Gerekeni yapmıştım.

İlçe teşkilatında otururken arkadaşlarımızı birsinden bahsettiler. Ziyaretine gitmemizin doğru olacağını söylediler. Gittik.

Biz ziyarete gittiğimiz arkadaşla çay-sohbet faslında iken, eski ilçe başkanı olan kişi yanımıza geldi. Sohbete katıldı. Eski günleri çalışmaları andık. Ne kadar ülkücü ve MHP’li olduğunu anlatıyordu. Dahası, babamla okul arkadaşı olduklarını çocukluğunda dedemin evinee sık sık gelip gittiğini demdin-babaannemin ekmeğini yediğini anlatıyordu. Bir ara sözü Amerika’daki oğluna getirdi. “Benim oğlan” dedi (adını vererek); “Amerika’dan telefon etti. Seni de yakınen tanıyor. Baba dedi. Kenan ağabeyin yanından ayrılma onu desteklememiz gerekiyor. Muhakkak kazanmalı.”

İlgilerine ve desteklerine teşekkür ettim. Çaylar bittikten sonra ayrıldık. Yanımdaki arkadaş anlattı: “Hocam bu adamın sözlerine kesinlikle inanma. Size anlattığı şeyleri aynen AKP’li aday içinde başkalarına söylerken kulaklarımla duydum.”

…..

Cürlü’ye (kendi köyüm) tüm seçim sürecinde bir defa gittim. Onda da 15 dakikalık bir sohbetimiz oldu. Çok kısa ve öz konuştum. “Size siyaset yapmayacağım. Kendimi de anlatmayacağım. Buradakilerin bir kısmı benim kısa pantolonla gezdiğimi bilirler. Beni mahcup etmeyin.” Seçim konuşmam bu oldu.

Seçim bürosundan Amasya Merkeze, Göynücek’e, Taşova’ya, Gümüşhacıköy’e bağlı köylere defalarca gönderilmemize-gitmemize karşılık, en az çalışmayı Suluova’da ve Merzifon’da yaptık. Gümüşteki 8-10 dükkana en az altı-yedi kez ziyarete gitmemize rağmen, kendi bölgemiz olan Suluova ve Merzifon’da hiç ziyaret imkanı bulamadığımız bölgeler oldu. Israrla yaptığımız eleştirilere ve “100 kilometre ötedeki 30 haneli köye gitmenin anlamı yok. Etkili olacağımız yerlerde çalışmalıyız” teklifim ciddiye alınmadı. Tüm seçim süresince il başkanımız bir gün olsun benimle köy-mahalle gezilerine çıkmadı.

……

Seçime 15-20 gün kalmıştı. Kulağımıza gelen haberler hoş değildi. AKP’lilerin, “Kenan Hoca ikinci sırada. Seçilme şansı yok. Oyunuzu Aleviye mi vereceksiniz” propagandasını yaptıklarını duydum. Araştırdık doğru çıktı. Gerekli kişilere ilettik.

…….

Seçimden iki gün önce Merzifon, Suluova ve Amasya Merkez’de yürüyüş yapılması kararlaştırılmıştı. İl yönetimi-seçim bürosu diğer adaylarla görüşmüşler; benimle paylaşmayı-konuşmayı düşünmemişlerdi bile… İlçe teşkilatlarının hazırlıkları sırasında haberim olmuştu.

Kitle psikolojisi ve propaganda tekniği açısından uygun olmadığını, yarar değil zarar verebileceğini belirterek, karşı çıktım. Karar alınırken bizimle istişare yapılmamıştı. Eleştirilerime ve muhalefetime rağmen yürüyüş yapıldı. Dediğim gibi de oldu.

(Kitle ve propaganda tekniği açısından, “kuvvetliysen gövde gösterisi, zayıfsan gizli-kapalı çalışma” yapılması gerekir.)

Seçimi kaybettik. Suluova’nın ve tüm Amasya’da Alevi kesimden beklediğimiz oyları alamadık. Sünni kesime yönelik olarak AKP’nin yaptığı propagandanın etkisini ayrıca tartışmak yararlı olacaktır.

Son söz: Seçim anılarını, zaman zaman yazmaya devam edeceğiz. Birileri tarafından “kol kırılır yen içinde” gerekçesiyle eleştiriler yapılmaktadır. Gerçekten de, “kırılan kolun yen içerisinde kalması” yararlı olabilir. Ancak bu ifade başarısızlıkların-hataların kılıfı olmamalıdır. Hele hele, “kolun kırılmasından birinci derecede sorumlu olanların savunması”, hiç olmamalıdır. Görüyoruz ki, Kolu kıranlar-kırılmasından sorumlu olanlar, “yen” edebiyatı yapıyorlar. Biz, “kırık kolların yenlerinde kol kıranların saklanmasına” karşıyız.

Unutulmamalıdır ki, her başarısızlık için sayısız mazeret bulunabilir. Ancak hiçbir mazeret ve hatta tüm mazeretlerin toplamı “başarı”nın yerini tutamaz. Ülkücü geçinenler “mazeretler” üretebilir. Ülkücüler “başarı”ya mecburdur; “başarısızlara” değil.

 

 

Sosyal olun, Paylaşın!

Comments

comments

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ah şu Suluovalılar!…. için 3 cevap

  1. İbrahim YILDIZ der ki:

    Hocam,Makalenizi okudum.Sizi Takip ediyorum.Ben Taşova Dörtyol köyündenim.Çorum da kamuda çalışıyorum.Benim Köyüm 120 hane 350 civarı secmeni var.Daha çok istanbula göç verdi.İnanın secim zamanı zaman zaman köye gittim her hanesine öyle veya böyle ben ve arkadaşlarımın yardımı mutlaka olmuştur.Benim köyümde bile ikttidar partisi birinci oldu.Bu kadar samimiyetsizlik olmaz.tamam yeğenim siz bizimle ilgileniyorsunuz.sizi bırakırmıyız. diyen insanlara ianıyorsun çünkü insansın.Ama propogandanın en iysini yapıyorlar beyin yıkamanın en iyisi yapılıyor.Sen de elinldeki imkan sınırlı tabi.Ama hayırlısı olsun.Ben size AMasyadan HIZARCININ SELAMI İLE GELİP TANIŞMIŞTIM.ALLAH BU GÜNÜN YÜZÜ SUYU HÜRMETNE YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN.Selam ve Saygılarımı sunuyorum.İ.Y.

  2. mustafa bozdağ der ki:

    Değerli hocam duygularını okudum,bende duygulandım.Hocam bahsettiğiniz o adamlar malesef günümüzde birhayli çoğaldı.Ben eski ülkücüyüm,eski mhp liyim gibi kendilerine yafta takanlar birhayli çoğaldı.Bu insanlart ogün çıkarları için aramızdaydılar.12 eylül cuntasının devşirmeleri polan bu insanlar bana ülkemizin 1914-1922 yıllarını hatırlatıyıor.
    Atatürk o günlerde milletimizde azim ve iradeyi gördüğü için milli mücadeleyi başlattı.Malesef bugün o azim ve irade yok.
    Allah cc. milletimizi bu bela ve şerden korusun

  3. ATAKAN der ki:

    SULUOVA için düşüncelerim;
    Yerel seçimler dolayısı ile ülkemizin yavaş yavaş seçim atmosferine girmeye başlaması ile birlikte ilçemiz içinde akıllarda neden olmasın, teklif gelirmi , birilerine söylesem biryerlerin aklına soksalar ben bunca zaman okudum çalıştım birçok birikimim var bunu memleketimle neden paylaşmayayım gibi sözde iyi niyetli gibi görünen ama aslında nefsin mırmırlarından başka bir şey olamayan haleti ruhiye ye girmeye başladı insanlarımız
    Suluova’dan uzun yıllar önce ayrılmış bir suluova’lı olarak ; Suluova dan ayrılmış insanların Birikimlerimizi kazanımlarımızı suluova’ya aktarmak ve ilçemize hizmet etmek için dönüyoruz sloganlarına aldanmamak siyasi partilerin listelerine dahi koymamak gerekir.
    Atalar nur içinde yataların sözlerini akıldan çıkarmadan “Tırnağın varsa başını kaşı “felsefesinden hareketle ilçede doğmuş büyümüş, dertleri ile dertlenmiş terini bu topraklara akıtmış sokağını tarlasını suyunu rüzgarını bilen buram buram küspesini tersakanın suyu, çürümüş satılamamış soğanını kokusunu çeken, çifçisini, besicisini, işçisini, günlükçüsünü, madencisini, bilen,
    Belediye Başkanımız gibi yüksek okul projesini büyük bir proje gibi gururlanarak zafer kazanmış komutan edası ile bu sitede yayınlayan değil,
    Böyle bir proje getirdiler ben karşı çıktım, bu nedir yüksek okul yaptırmak ilkokul yaptırmak gibidir ben bu ilçeye layık olduğu üniversiteyi istiyorum diyecek ,
    Ufku büyük projelere açık, varla yetinen değil, daha fazla ne yapabilirim, nasıl yapabilirimin derdi ile bir ayağı Ankara da siyasilerle bürokratlarla bir ayağı il dışındaki sanayici işadamları ile gözü kulağı da ilçede sokakta milletle olan ilçedeki işsizliği göçü bitirecek ilçemizi yeniden çevrenin cazibe merkezlerinden birisi haline getirecek imkanları zorlayacak Organize sanayi bölgelerini organize besi ve süt bölgelerini tasarlayacak Kalkınmada öncelikli yöre imkanlarını zorlayacak kalkınma teşviklerinden azami düzeyde faydalanılması için at yapılar oluşturacak şehrülemin ‘e ihtiyacımız var.
    Başkan olan hizmet süresi bittiğinde halkla yüz yüze yaşamaya devam edecek ,Mezarımı kısmetse (Neşet ERTAŞ ın vasiyeti gibi) Feriz mezarlığında babamın ayaklarının dibine kazın diyecek birinin seçilmesidir dileğim.
    Şehremini adaylarını seçerken siyasi partilerin;
    Hazreti Ömer (r.a) in bir beldeye yönetici atayacağı zaman dediği gibi “Biz kimsenin kıldığı Namaza, Tuttuğu Oruca bakmayız; (Namaz Oruç Zaten Olmazsa olmaz) Kendisine bir emanet verildiğinde emanete riayet ediyor mu? Dünyaya meylettiği zaman helali haramı gözetiyor mu ?ona bakarız sözüne uygun,
    Güzel konuşan ağzı laf yapan değil;
    H.z .Ali (r.a)Efendimizin duasını kendisine şiar edinmiş “Allah’ım beni Dili Alim Kalbi cahil olanlardan eyleme” diyecek, inandıklarını yaşayan yaşadıklarını konuşanı adaylar bulmalıdır.
    Hesaplarını “desinler, duysunlar, görsünler bunu da yaparsam genel başkan beni vekil edermi gibi malayani hesaplardan uzak, Hesaplarını hesap gününe göre yapacak, nefsine değil ilçesine hizmet edecek insana ihtiyaç var.
    Temennim sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan dünya için; Ahiretini mahvetmeyecek.
    Masa, kasa, nisa sınavına takılmayacak.Siyasi mülahazalardan uzak, Emreden (Amir) değil, hizmet eden hizmetçi bir ŞEHREMİNİ ye ihtiyacımız var diye düşünüyorum .Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir